Ahmed Arif
1927 - 1991
Ahmed Arif, 20. yüzyıl Türk şiirinin kendine özgü seslerinden biri olarak kabul edilir. 1927 yılında Güneydoğu Türkiye kökenlerine dayanan bir çevrede doğduğu kabul edilen Arif, halkın gündelik dili ile lirik ve epik motifleri kaynaştıran özgün bir üslup geliştirmiştir. Şiirlerinde Anadolu insanının yaşam koşullarına, hasret ve direniş temalarına sıkça yer veren Arif, toplumsal gerçekliği güçlü bir duyarlılık ve imgesel zenginlikle aktarır. En bilinen eseri Hasretinden Prangalar Eskittim adlı şiir kitabı etki gücü yüksek mısralarıyla Türk şiirinde kalıcı bir yer edinmiştir; bu eser, halk şiiri geleneğinden beslenen ama çağdaş bir estetik taşıyan şiir örnekleri olarak değerlendirilir. Eserleri ve dili, sonrasında gelen kuşak şairler üzerinde etkili olmuş, şiir dili ve tematik tercihleri edebiyat eleştirilerinde sıkça tartışılmıştır. Ahmed Arif 1991 yılında vefat etmiş olup, Türk şiirindeki yeri ve mirası günümüzde de önemini korumaktadır.
Sözler (10)
"Belinde Diyarbekir kuşağında zulasında kimbilir hangi hınç, hangi mısra yürür namus bildiği yolda... Yürür yine de yalınayak ve ayakları yanarak."
"Haberin var mı taş duvar? Demir kapı, kör pencere, yastığım, ranzam, zincirim, uğrunda ölümlere gidip geldiğim zulamdaki mahzun resim. Görüşmecim yeşil soğan göndermiş, karanfil kokuyor cigaram. Dağla…"
"Kirveyiz, kardeşiz, kanla bağlıyız. Karşıyaka köyleri, obalarıyla; kız alıp vermişiz yüzyıllar boyu. Komşuyuz yaka yakaya; birbirine karışır tavuklarımız. Bilmezlikten değil, fukaralıktan; pasaporta ı…"
"Biz ki, ustasıyız vatan sevmenin."
"Evet, bu korkusuzluğu, soya çekim yasalarından çok, devrimci öğreti, devrimci bilinç ve kavga koşullarına borçluyum."
"Vurulsam kaybolsam derim çırılçıplak bir kavgada; erkekçe olsun isterim, dostluk da, düşmanlık da."
"Ne alnımızda bir ayıp, ne koltuk altında saklı haçımız. Biz bu halkı sevdik ve bu ülkeyi. İşte bağışlanmaz korkunç suçumuz."