Aslı Erdoğan
1967 - günümüz
Aslı Erdoğan (d. 1967, İstanbul) çağdaş Türk edebiyatının öne çıkan yazarlarından biridir. Fizik eğitimi aldıktan sonra yazı ve gazeteciliğe yönelen Erdoğan; roman, kısa öykü ve denemelerinin yanı sıra gazetelerde köşe yazıları kaleme almıştır. Eserlerinde genellikle hafıza, şiddet, beden ve siyasi baskı temalarını işler; dili yoğun ve şiirsel bir anlatım ile örer. Bazı eserleri yabancı dillere çevrilmiş ve uluslararası eleştirel ilgi görmüştür. Erdoğan aynı zamanda insan hakları ve ifade özgürlüğü savunuculuğu ile de tanınır. 2010'lu yıllarda Türkiye’deki politik gelişmeler bağlamında hedef haline gelmiş, 2016’da dönemin basın ve siyaset ortamıyla ilişkili hukuki süreçlere maruz kalmış; bu süreçler uluslararası yazın ve insan hakları çevrelerinin dikkatini çekmiştir. Yayıncılık ve edebiyat çevrelerinden aldığı desteklerin yanı sıra eserleri, sürgün, baskı ve direniş meselelerini edebi bir dille tartışmaya katkıda bulunmaya devam etmektedir.
Sözler (41)
"İnsanlar. Sabırlı, neşeli, temkinli, dertli, aceleci, yorgun. Gün için gereken yüz ifadelerini daha sabahtan takınmış, çatışmalara, pazarlıklara hazırlar. İnsan hep dünyayı henüz paylaşımı yapılmamış …"
"Oysa insanın bir başkasını küllerinden bile olsa yeniden yaratmak istemesi, sonsuz bir yetki üstlenmeyi, bir tanrı olmayı arzulamasıdır. Bu da onun acı çekmesini ya da ölmesini istemekten daha masum d…"
"Bir insanı gerçekten sevmek, onun tuhaflıklarını başka hiç kimsenin, kendisinin bile benimseyemediği hatta fark etmediği huylarını sevmektir. İnsanların en esaslı yönleri uyumsuzluklarında saklıdır çü…"
"Hayatın bizlere verebileceği tek ödül, tek armağan sevgi dolu bir insandır ve biz böyle bir insanı ilk fırsatta katlederiz. Sonra da, ömür boyu, bu asla bağışlanmayan günahın lanetini sırtımızda taşır…"
"İnsan özgür olduğu yanılmasına kapılmamalı. Görünür görünmez polisler, her an her yerdeler. En küçük bir varoluş belirtisi gösterenin üzerine çullanır, doğduğuna pişman ederler."
"Sonunda, çevresini kuşatan boşluğa anlam katabilecek tek kişinin kendisi olduğunu anladı. Başka hiç kimse onun adına yaşamın şifrelerini çözemez, asma kilitlerini açamazdı."
"Tek tutkunun sahip olma tutkusu, tek özgürlüğün tüketme özgürlüğü sanıldığı bu dünyada, "erdem" uslu bir boyun eğiş, süregiden her şeyin onayı olarak sunulmaz mı?"
"Hiç kimse hiç kimseyle aynı düşünce ve inançlara sahip olmak zorunda değildir. Şiddet çağrısında bulunmadığı sürece herkes düşüncesini açıklama hakkına sahiptir."
"Gidilmemiş yerlerin, okunmamış kitapların, yerine getirilmemiş sözlerin, dilimin ucuna takılıp kalmış cümlelerin pişmanlığını duyuyorum en çok."
"Hepimiz okyanusun sonsuzluğunda kaybolmuş yapayalnız adacıklardık; sınırlarımızı aşıp bir başkasına dokunabilmemiz, bir yanılsamaydı yalnızca."
"Yalnızlığımız çok fazla can yaktığında, acıyı kaptan kaba aktarıyor, aslında zerre kadar anlam içermeyen hayata ne derinlikler yüklüyoruz!"
"Ölümün, işkencenin, hapishanenin kıyılarında yaşayan yasadışı insanların hayatları ve dostlukları iki temele dayanır; Güven ve cesaret."
"Çünkü yaşamaya katlanabilmenin bazı koşulları vardı: Okumak, öykü yazmak, arada bir dans etmek, sokaklarda başıboş dolaşmak gibi."
"Belki hayat dediğimiz budur yalnızca, bilmediğin bir şeyin peşinde koşadurmaktır, adlandıramadığın için çağıramadığın…"
"Orman diyor ki:? Dünya sana öfkelenecek, sen ona benzeyene değin. Dünya seni yaralayacak, sen dünya olana değin."
"Sonuçta, eline kalem alan herkes şu soruyla fazlasıyla boğuşmak zorundadır: Gerçeğin ne kadarına DAYANABİLİRİM?"
"Başınıza geldi mi bilmiyorum, yüzlerce kez duyduğunuz bir söz, günün birinde sizi en zayıf yerinizden vuruverir."
"Bir kitabın kapağına bakarak içindekileri anlayamazsın. Bir insanı da sadece yüzüne bakarak anlayamadığın gibi."
"Yıldırımlar, karanlık, lamba, hayal, çiğ, kabarcık, rüya, şimşek çakması ve bir bulut: Dünyaya böyle bakmalıyız."
"Pazar günleri çarçur edilmek içindir, çünkü aslında diğer günleri çarçur ettiğimizi ancak böyle unutabiliriz."