Peyami Safa
1899 - 1961
Peyami Safa (1899–1961), Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk dönem edebiyat ve fikir dünyasının önde gelen isimlerinden biridir. Roman, hikâye, deneme ve gazetecilik alanlarında üretimler vermiş; özellikle bireyin iç dünyası, modernleşme sancıları ve geleneksel değerlerle karşılaşma temalarını ele almıştır. Eserlerinde psikolojik çözümlemeler ve toplumsal gözlemler iç içe geçirilmiş; edebiyat çevrelerinde geniş yankı uyandıran tartışmalara zemin hazırlamıştır. En tanınmış romanlarından bazıları Fatih-Harbiye ve Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’dur; bu eserler aracılığıyla dönemin sosyokültürel gerilimlerini edebi bir dille yansıtmıştır. Gazetecilik ve deneme yazarlığıyla da kamuoyunda etkili olmuş, farklı dergi ve gazetelerde köşe yazıları ve polemiklerle yer almıştır. Eserlerinde kullandığı dil, psikolojik betimlemelere verdiği önem ve ideolojik tartışmalara katılımı, onu hem akademik incelemelerin hem de genel okur ilgisinin odağı haline getirmiştir. Türk edebiyatında modern kimlik arayışlarının ve birey-toplum çatışmasının önemli temsilcilerinden biri olarak anılır; mirası, 20. yüzyıl Türk roman geleneğinin şekillenmesinde belirleyici bir rol oynamıştır.
Sözler (26)
"Otobiyografik romanlar, yaratma hürriyetimizi kısıtlar. Orada biz sayısız imkân ve ihtimallerden bazılarını tercih hürriyetini kaybeder, bir tanesi üzerinde billurlaşmaya mecbur kalırız."
"Batıda hükümet sansürü yerine seviye sansürü vardır. Bu seviyenin olmadığı memleketlerde kanun düşünceyi hudutlandırır. Düşünce hürriyeti isteyenler daha evvel düşünce seviyesinin yükselmesine hizmet …"
"Bekârları çoğalan cemiyet, gizli bir anarşi geçiriyordur. Ya büyük bir inkılâba, ya inhitata gidecektir."
"Peyami Safa, romancılığı haysiyet meselesi olarak benimsemiş ve bu yönde seçkin örnekler vermiş usta bir romancıdır."
"Hastane dönüşlerinde ilâç kokularıyla bana gelir, dertleşirdik. Bütün tıp deyimleriyle hastalığını, hoyrat doktorların o gün ne dediklerini en ince ayrıntılarıyla anlatırdı."
"Kadın yüzünde bir neşter izi kadar çirkin duran çizgilerin ve buruşukların çoğu, erkek yüzünde, dışarıdan vurulan bir bıçak değil, kafanın içinde kaynayan bir zekanın çalışma izleri olduğu için güzeld…"
"Ev kadınlığını hizmetçilik sandığı için kendisini Üniversiteye atan bir kızın kültüründen de, ahlakından da bu memlekete hiçbir hayır gelmez."
"Septisemi, verem, kanser hep boş lakırdı. İnsanı öldüren illet: SIKINTI. Öteki hastalıklar bunların görünüşleridir."
"Her hastalık önce ruhta başlayıp sonra vücuda sirayet etmiş bir isyandır. İnsanda hastalık kaderin aksiliklerine karşı bir intibaksızlıktır. Simeranya'da her türlü hastalığın âmili evvela hastanın hay…"
"İki tarafta da arzuyu gurura hesap vermeye çağıran iç muhasebe anları olmasaydı, kendi kendini yiyen aşkın işkenceleri ne kadar azalırdı."
"Sevgi ile nefret arasında çok ince bir çizgi vardır. Birisinden nefret ediyorsanız ve bir gün onu yenemeyeceğinizi anladığınız zaman onu sevmeye başlarsınız. Ve yine birisini seviyorsanız ve bir gün o…"
"Her sıkıntı bir isyan hazırlığıdır. Ruhta başlayan bu hazırlık vücudun hastalanması şeklinde organik bir isyana çevrilir."
"Âşıklara haber vermek isterim: Kalbin tüm meseleleri yalnız kalpte halledilir, çünkü bir hissin hakkından ancak başka bir his gelir. Ümitsiz bir aşkın panzehiri ise nefrettir."
"Delilik şüphesiz aptallıktan iyidir. Delilik var olmuş bir zekanın yok oluşudur; aptallık, var olmamış bir zekanın var olmamaya devam edişidir. Deliliğin hiç olmazsa mazisi şanlı. Aptallığın şerefli b…"
"Ben'in Allah'ta yok olmaya koşması azizleri, insanlıkta yok olmaya koşması dâhileri, millette yok olmaya koşması kahramanları yaratmıştır."
"Bu kaçan benliklerimizi birbirimizde aramak tecessüsü olmasaydı bir saniye bile konuşabilir miydik?"