Şükûfe Nihal
1896 - 1973
Şükûfe Nihal (Başar olarak da anılır), 20. yüzyılın başlarında Türkiye edebiyatı ve eğitim alanında etkin olmuş şair, yazar ve öğretmendir. 1896 doğumlu olan Şükûfe Nihal, eğitimci kimliğiyle kızların eğitimi ve toplumsal rolü üzerine yoğunlaşmış; şiir, öykü ve deneme türlerinde üretim vererek erken Cumhuriyet dönemi entelektüel iklimine katkıda bulunmuştur. Edebi dili genellikle lirizmle sosyal duyarlılığı birleştirir; eserlerinde millî duygular, kadın deneyimleri ve eğitim temaları öne çıkar. Öğretmenlik mesleğini sürdürürken çeşitli dergi ve gazetelerde yazıları yayımlanmış, kadınların kamusal hayata katılımı, hakları ve eğitim olanaklarının genişletilmesi konusunda fikir önderliği yapmıştır. Edebi üretimi döneminin toplumsal dönüşümlerini yansıtır ve özellikle kadın yazınında iz bırakan bir figür olarak kabul edilir. 1973 yılında vefat etmiş olan Şükûfe Nihal, Türkiye edebiyat tarihide kadınların sesi ve eğitimci kimliğiyle hatırlanmaya devam etmektedir.
Sözler (12)
"Tüller, ipekler, altınlar, pırlantalar, boyalar, gezmeler, eğlenceler, oyunlar, köşkler, rahat uykular, rahat ölümler... Bunlar, hangi hakkın karşılığı? Hangi didinmenin, hangi fedakarlığın ödülü? Yur…"
"Köyden gelip şehirde okuduktan sonra tekrar köye dönmek istemeyenleri bu büyük şehir hastalığından korumak için, onlara kendi doğup büyüdükleri yeri yükseltme zevki, gururu aşılanmalıdır."
"Maddi hayat vasıtalarının bolluğu, lüks ihtiyaçlarının çokluğuyla insanlar hangi saadete erdi? Bir kısım insanın bu tükenmez ihtiyacını temin için, şüphe yok ki başka bir kısım aç kaldı."
"Türk köylüsünü her zaman böyle gördüm; almaz, hep vermek ister. Yemez, lakin hep yedirmek ister, karşılık olarak da bir şey almaz."
"Mutluluğu hep büyük şeylerde aramaya kalkarız da şöyle bir kuru ekmek parçasının bile insana o zevki verebileceğini bilmeyiz."
"Bir ömrün sonunda verilecek bir hesabı olmamak, insanlığın karşısında açık alınla çıkabilmek ne eşsiz mutluluk!.."
"Hiç sönmem, sanırdım. Bulutta düğün var deseler çıkmak isterdim; meğer insan nasıl da kendinden geçermiş!.."
"Kasırgalarla eğilmiş bir çınara benziyor bu adam! Kim bilir içinde ne oyuklar, ne sırlar vardır."