A

Adnan Yücel

1953 - 2002

Adnan Yücel (1932–1998), Türk şiirinin modern döneminde etkili olmuş şair, çevirmen ve edebi kişiliklerden biridir. Şiirlerinde insan, doğa, toplumsal adalet ve bireysel duyarlılık temalarını işleyerek hem lirizmi hem de toplumsal duyarlılığı aynı düzlemde buluşturmuştur. Edebi üretimi şiir kitapları, denemeler ve çeviri çalışmaları aracılığıyla geniş bir okur kitlesine ulaşmış; çağdaş Türk şiirinin biçimsel ve içeriksellik açıdan gelişimine katkı sağlamıştır. Yücel, aynı zamanda önemli çeviriler yaparak dünya şiiri ve edebiyatından örnekleri Türkçeye kazandırmıştır; bu yönüyle çeviri aracılığıyla kültürlerarası iletişime katkıda bulunmuştur. Eleştirmenler tarafından duygusal yoğunluğu ve açık söylemiyle tanınmış, genç kuşak şairler üzerinde etkili olmuştur. Edebi mirası, şiir diline getirdiği özgünlük ve toplumsal duyarlılığı birleştiren yaklaşımı nedeniyle Türkiye edebiyatı çalışmalarında sıklıkla anılmaktadır.

Sözler (130)

"Yokluğunda geceler midir tükenip tükenip giden, aylar mı yoksa ay ışığında, kaç kez birbirine karıştı günler, kaç kez sustu. Kaskatı bir sabır oldu yokluğunda."

"Zaman incecik bir ırmak gibi, Akıp geçerken şakaklarımdan, Yalnızca çocuklar güldürüyor beni, Sonsuz bir sevinç adına, Gelecek dökülüyor dudaklarımdan."

"Dikkat et kirpiklerindeki yorgunluğa, ağlamak üzere dolmuş bir zamandayız. Okunacaksa doğru dürüst okunsun kitaplar, hatalar dönüşmesin acılara."

"Bir sessizlik büyüyor her yerde Kırlarda yeşiller tutsak, Korkular paylaşılırken birer birer, Kimse bakamıyor gökyüzüne ve denize, Bütün maviler yasak."

"Ah benim coşkulu çocukluğum, bir özlemi dindirebilmek uğruna şiir pınarımı susuz koyduğum; nasıl diner şimdi susuzluğum, uykusuzluğum nasıl."

"Kapanmayan yaralar. Parçalanmış kayalar gibi gece, tutsak ve güzel düşlerden uzak, hangi kapıyı çalsak bu saatte, kanayan bir yara çıkar karşımıza."

"Ey her şeye bitti diyenler korkunun sofrasında yılgınlık yiyenler, ne kırlarda direnen çiçekler, ne kentlerde devleşen öfkeler. Henüz elveda demediler."

"Sular böyle sararmamıştı hiç, Böyle zamansız, Böyle güneşten uzak, Ne gün batıyor oysa, Ne şafak söküyor ufuklarda, Sanki bütün renkler tutsak."

"Öyle uzak öyle uzak ki sabahlar, Ne hayalden geliyor sesi, Ne düşten, Bir demet çaresizlik olmuş her sabah, İntihar karşılığı toplanıyor güneşten."

"Boşuna değil bu telaşlı sessizlik, Bu gök çatlaması gece vakti, Ve haykırışlarımız, Biliyorum yine sizlerden uzak, Yine yaralı bir kuştur kimliğimiz."

"Ey gözleri şiir yazan çocuklar, Dünya nasıl da yenik ve yaralı, Yorgun düşmüş avuçlarınızda, Bir tek Sizin gülüşünüz var onu güldürecek."

"Bir tabak yaşam istiyoruz garson, Şöyle zulümsüz köşesinden, Biraz umut Bir bardak da mutluluk, Ama sonsuzluğun mor ülkesinden."

"Pencereden dışarıya bağıran bir menekşe, Alıp götürüyorsa hala, Yüreğimizi o sonsuzluk ülkesine, Bir cam engelinde durulur mu hiç."

"Bu sabır çatlayacak bilirsin, Sel olup taşacak çekilen acılar, Bir gün Ya yeniden başlayacak o yağmur, Ya da dinecek bütün sancılar."

"Karanfil kokuyor cigaram, Bir karanfil var mektubunda, Bir de menekşe tarlası şiir, Söyler misin, Zindanda çiçekler nasıl yetişir."

"Ve karanlığın ihanetine karşı, Tetikte nöbetçi bütün sabahları, Ölürcesine sevebilir misiniz, Siz bu sevmeyi öldürebilir misiniz."

"Dağılıp dökülerken korkular, Ne olur gülmeyi unutmayın çocuklar, Gülmeyi unutmayın ki, Coşkunuzda tükenmesin bahar."

"Ümidimizi taze tutar."

"Biz ki bildikten sonra sevmeyi, bütün sabahlar acı renginde olsa ne çıkar."

"Filizlenip uzandık dostluğun gökyüzüne, Günün bir yüzünde avuçlarken güneşi, Bir yüzünde yeniden düştük toprağa."