Falih Rıfkı Atay

Falih Rıfkı Atay

1893 - 1971

Falih Rıfkı Atay (1894–1971), Osmanlı’nın son dönemi ile Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarını belgeleyen önemli bir Türk gazeteci, yazar ve anı yazarıdır. İstanbul doğumlu olan Atay, genç yaşlardan itibaren gazeteciliğe yönelmiş; haber, köşe yazısı ve seyahatname türlerinde üretimler vererek kamuoyunun şekillenmesinde etkili olmuştur. Siyasal ve toplumsal dönüşümlerin yakından tanığı olarak, hem Osmanlı’nın çözülüşünü hem de Cumhuriyet’in kuruluş ve kurumsallaşma süreçlerini birinci elden aktarmıştır. Atay, özellikle Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyet dönemi siyasetinin içyüzüne dair anıları ve gözlemleriyle bilinir; bu yazınsal çalışma ve tanıklıkları tarihçiler için değerli birincil kaynak niteliğindedir. Duru ve akıcı üslubu, olayları belgeleyici ve analitik bir bakışla kaydetmesi, onu döneminin önde gelen gazetecileri arasında konumlandırmıştır. Türk basın tarihinde uzun soluklu bir meslek yaşamı ve geniş kapsamlı yazınsal mirası bulunan Atay’ın çalışmaları, Cumhuriyet’in erken yıllarını anlamak isteyen araştırmacılar ve genel okur için hâlâ başvurulan kaynaklar arasındadır.

Sözler (67)

"Anadolu'da bir tek milletin evlatları oturmaktadırlar. Kan birdir, ihtiyaç birdir, dava birdir, tarih birdir. Bu som birliğin herhangi bir köşesinde en küçük bir aksa ve gedik bırakmak cumhuriyet için…"

"Atatürk’ün Şapkasından Erbakan’ın takunyasına gelinceye kadar kırk dört yıl geçti. Atatürk’ün amacı bir başlık değiştirmek değildi. Kafanıñ içinde bir şey değiştirmekti. Türk kafasını kara inançlardan…"

"Batı Batı'dır, Doğu ise Doğu... Ne uğursuz günde söylemiş bu sözü söyleyen. Sarıklı, şalvarlı ne isek, fesli, redingotlu veya silindirli, fraklı yine oyuz."

"Bir çocuk cenazesi gören yaşlıların ve bir yaşlı cenazesi gören çocukların acınmalarında ne sinsi bir teselli vardır. İnsanı asıl yaşıtlarının ölümünü düşündürür. Fakat bir gece rüyamda gördüm, ölmüşü…"

"Bir padişah ki budalaca kuruntu yüzünden, yirminci yüzyılda, İstanbul'a elektrik sokmaz. Telefon getirtmez. Askere manevra fişeği ile de ateş talimi yaptırmaz. Donanmayı, eğer denize açılırsa topların…"

"En iyisi çalışmak, unutabilecek kadar çalışabilmek. Bedbahtlar ölümü düşünmeye vakit bulanlardır. Ömrü kısaltan en büyük hastalık; hayatta vazifesiz kalmak, yaşamayı bitirmiş olduğu hissi içinde kendi…"

"En mesut Türkler, Atatürk yaşarken ölmüş olanlardır."

"Ama ilhamımıza sınır yoktur: Bu defa da banka soyguncusu hayduttan bir kahraman çıkardık."

"Kadın, hanımlığa çıkınca ve toplantılara karışınca cemiyet de yavaş yavaş eski katılığını ve kabalığını kaybetti. Nezaket denen şey, kadının hanımlaşması ile beraber doğdu."

"Osmanlı saltanatının yirmi otuz milyonluk halkı bu kızıl oyunun karşısında zincire vurulmuş bir seyirci hâlinde idi."

"Nasıl cumhuriyet memurudur bu ki cumhuriyete karşı padişahlık devrini ileri sürer?"

"Ben şu hayli uzun ömrümde güneşe doyamadım. En parlağı, Atatürk kadar sürdü."

"Gözyaşının hiçbir faydası olmadığını anlamak için Yahudilerin Kudüs'te yüzlerce yıldan beri her cumartesi günü başlarını dayayıp ağladıkları taşı ziyaret ediniz: Yüzlerce yıllık gözyaşı, bu ağlama duv…"

"Bir Türk Kudüs'ü yoktu. Bir Arap Kudüs'ü var mıydı? Hayır. Ne Katolik ne Ortodoks ne de Yahudi Kudüs'ü! Kudüs; haçlı alemli, Davud mühürlü sancaklar arasında göze görünmez orduların sessizce alıp verd…"

Din

"Bana göre bizim gençliğin aradığı hürriyetleri; kadın, tefekkür ve hayat hürriyetini ancak Cemal Paşa'dan ve eğer varsa onun kafasında olanlardan beklemek gerekti. Enver'le Müslüman Orta Çağ'ı bütün y…"

"Siz hep, pomadlı bir yüz derisinin kapladığı boş bir kafanın içindeki bomboş bir hayalin kurbanları değil misiniz?"

"Birinci Büyük Millet Meclisi, Şef'in dışındaki ekseriyet havasına bakılırsa bir ümmet meclisi idi: Müslümanlığı Türklüğünden üstündü."

"Yalnız bir acı nedir bilmem: Ümitsizlik duymadım."

"Sizin küçük saadetinizi kıskanmadan benimseyen hangi dostunuz var? Sizin bir küçük şerefinizi, ananız bile hiç olmazsa kendi için bir numayiş yapmaksızın sevebilir mi?"

"Türkiye'de demokrasi, hoca ve mürteci saltanatı demektir."