Şems-i Tebrizi

Şems-i Tebrizi

1185 - 1248

Şems-i Tebrizi (Farsça: شمس تبریزی), genellikle 12. yüzyıl sonları civarında doğmuş kabul edilen, İran kökenli bir sufî mürşid ve mistik şahsiyettir. Kökeni Tebriz'e dayandırılır ve kaynaklarda Shams al-Din Mohammed olarak anılır; doğum tarihi kesin olmamakla birlikte yaygın görüş 1185 civarıdır. En çok Mevlânâ Celâleddîn Rûmî ile kurduğu derin manevi bağ ve onun hayatındaki köklü dönüşümle hatırlanır. Şems, Rûmî’yi akademik bir âlimden aşk ve vecd merkezli bir sûfîye dönüştüren katalizör olarak değerlendirilir ve bu ilişki klasik Farsça edebiyat ile tasavvuf tarihinde belirleyici bir dönemeçtir. Şems’in öğretileri genellikle doğrudan yazılı metinlerle değil, öğrencilerinin ve çevresinin aktarımlarıyla bilinir; kendisine atfedilen konuşmalar ve söylevler daha sonra derlemeler halinde toplanmıştır. Hayatının son yılları hakkında çelişkili anlatılar vardır: bazı kaynaklar zorla göç ettirildiğini veya öldürüldüğünü öne sürerken diğerleri kaybolduğunu belirtir; ölüm tarihi kesin değildir ve yaygın kabule göre 1248 civarıdır. Şems-i Tebrizi, tasavvuf geleneğinde, özellikle Mevlevî kültüründe, ilham verici bir sembol olarak yaşamaya devam etmiş; Rûmî'nin eserleri ve Şems hakkındaki hikâyeler, onun mistik mirasını hem Doğu hem Batı'da yaygınlaştırmıştır.

Sözler (47)

"Elalem şarap içer sarhoş olur, biz aşk ehliyiz içmeden sarhoş olmuşuz.."

"Musikinin ritminde bir sır saklıdır; eğer onu ifşa etseydim dünya alt üst olurdu.."

"Her yolun bir adabı vardır. Allah'ı sevmenin de bir adabı vardır. Derviş sadece gönlü geniş ve ruhu gezgin bir sufi demek değildir ki."

Din

"Gel bakalım ateşle nasıl oynanır göstereyim.. Gör bakalım ateş mi seni yakar, sen mi ateşi ?"

"Alimken arif oldun, peki aşık olmaya namzet misin?"

"Ey Celaleddin, talipsen yüreğime, yalnızlığını adayacaksın bana."

"Eğer susarsan konuşman daha aydınlık olur. Çünkü sükutta hem sessizliğin ışığı, hem de konuşmanın faydası gizlidir."

"Anladım ki: insanlar; susanı korkak, görmezden geleni aptal, affetmeyi bileni çantada keklik sanıyorlar. Oysaki biz istediğimiz kadar hayatımızdalar; göz yumduğumuz kadar dürüstler ve sustuğumuz kadar…"

"Sözler hakikat değildir; ağızdan çıkan seslerdir. Hakikati öğrenmek için söze değil, yaşamaya ihtiyaç vardır."

"Allah'ın bile insanlar hakkındaki hükmünü, ömürleri sona erdikten sonra verdiğine inanırken biz kim oluyoruz da birkaç kez görmek, birkaç yazı okumak, birkaç dedikodu dinlemekle yargılama hakkına sahi…"

"Kapımıza değil, kalbimize vuran buyursun!"

"Hayata tepeden bakarsan insanların sadece tepesini görürsün. Hayata daima insanlarla aynı mesafeden bak; o zaman onların hem yüzünü, hem kalbini görürsün."

"Güzel bir gülü, güzel bir geceyi, güzel bir dostu herkes ister. Önemli olan gülü dikeniyle, geceyi gizemiyle, dostu tüm derdiyle sevebilmektir."

"Esas kirlilik dışta değil içte, kisvede değil kalpte olur. Yıkamakla çıkmayan tek pislik kalplerde yağ bağlamış haset ve art niyettir."

"Ne diye böbürlenip büyüksün? Doğumun bir damla su, ölümün bir avuç toprak değil mi?"

"Bir gül kadar güzel ol; ama dikeni kadar zalim olma. Birine öyle bir söz söyle ki ya yaşat ya da öldür; ama asla yaralı bırakma."

"Ey İnsan... Kafdağı kadar yüksekte olsan da, kefene sığacak kadar küçüksün. Unutma, her şeyin bir hesabı var: üzdüğün kadar üzülürsün."

"Hüzün, taze tutar aşk yarasını. Yaramdan da hoşum, yârimden de."

"Diyorlar ki dost acı söyler? Acıyı söyleyene dost denilmez ki! Seni seven dost, acı dahi olsa, canını acıtmayacak şekilde tatlı dille söyler."

"İlim üç şeydir: zikreden dil, şükreden kalp, sabreden beden."

Din