Musa el-Kâzım
Musa el-Kâzım (Mūsā ibn Jaʿfar) Emevî-Abbasî dönemlerinin son çeyreğinde doğmuş ve Şii İmamet geleneğinde yedinci İmam olarak anılmıştır. Cafer es-Sâdık’ın oğlu olan Musa el-Kâzım, ilmi mirası, takvası ve sabrı ile tanınmış; lakabı “el-Kâzım” (öfkesini bastıran) bu yönünü vurgular. Bağdat ve çevresinde yaşayan, hadis rivayetleri aktaran ve takipçilerine dini-pratik rehberlik yapan bir âlim figürü olarak Şii topluluklarında derin saygı görmüştür. Onun döneminde Şii düşünce, hem iç tartışmalar hem de Abbasi otoritesinin baskısı altında biçimlenmiştir. Musa el-Kâzım’in yaşamı siyasi baskılarla da karakterizedir; kaynaklar onun Abbâsî yönetimi döneminde birkaç kez hapse atıldığını ve sonrasında hapishanede öldüğünü ileri sürer, birçok gelenek ölümünün zehirlenmeye bağlı olduğunu belirtir. Mezarı günümüzde Bağdat’taki Kâzımeyn (Kadhimiya) semtinde olup Şii hacılar için önemli bir ziyaret yeridir. Musa el-Kâzım, hem rivayet zincirleri aracılığıyla hem de ahlakî örnekliğiyle Şii düşünce ve gelenek üzerinde kalıcı bir etki bırakmış; talebeleri ve sonraki İmamlar aracılığıyla İslam ilimleri tarihinde kendine özgü bir yer edinmiştir.
Sözler (36)
"Ey adam, Allah’tan kork; helak olmana sebep olsa bile hakkı söyle; kurtulmana sebep olsa bile batılı terk et."
"Kim ifrat ve tefritten sakınır ve kanaat ederse nimeti baki kalır; kim de savurgan olur ve israf ederse nimeti yok olur."
"Allah'a hamd-u sena etmeden ve peygambere salat göndermeden önce dua eden kimse, kirişsiz kemanla ok atan kişiye benzer."
"Bütün insanlar yıldızları görür; ama yıldızların seyrini ve duruş yerlerini bilenden başkası onlara bakıp yolunu bulamaz. Sizler de hikmet öğreniyorsunuz; fakat öğrendiğiyle amel edenlerden başkası yo…"
"Allah'ın insanlara zahiri ve batini iki hücceti vardır: zahiri hüccet resuller ve peygamberler; batıni hüccet ise akıldır."
"İnsanların bilmesi gereken dört şey: Allah'ı tanımak; Allah'ın onu nasıl yarattığını bilmek; Allah'ın ondan ne istediğini anlamak; onu dinden çıkaran şeyin ne olduğunu bilmektir."