Henri-Frédéric Amiel
1821 - 1881
Henri-Frédéric Amiel, 27 Eylül 1821'de İsviçre'nin Cenevre kentinde doğmuş bir filozof, şair ve yazardır. Amiel, özellikle günlüklerinde derin felsefi düşünceleri ve kişisel gözlemleriyle tanınır. Hayatı boyunca Cenevre Üniversitesi'nde estetik ve felsefe profesörü olarak görev yapmıştır. Amiel'in en bilinen eseri, ölümünden sonra yayımlanan 'Journal Intime' (Gizli Günlük) adlı çalışmasıdır. Bu eser, 17.000 sayfayı aşan bir günlükten derlenmiş ve insanın iç dünyasına dair derin bir analiz sunmuştur. Amiel'in yazıları, bireysel yalnızlık, insanın içsel çatışmaları ve hayatın anlamı gibi konulara odaklanır. Amiel'in ailesi, onun çocukluk yıllarında Cenevre'ye yerleşmiş olan Protestan kökenli bir aileydi. Ancak ailesini genç yaşta kaybetmesi, onun hayatını ve yazılarını derinden etkilemiştir. Amiel, hayatı boyunca melankoli ve yalnızlık duygularıyla mücadele etmiş ve bu duygular eserlerine yansımıştır. Günlükleri, 19. yüzyıl Avrupa'sının entelektüel ve duygusal atmosferini yansıtan önemli bir belge olarak kabul edilir. 11 Mayıs 1881'de Cenevre'de hayatını kaybetmiştir.
Sözler (38)
"İsteksizliğin ve düş kırıklığın nereden kaynaklanıyorlar? Aslında neden bir şeye ulaşmak, bir şey hakkında karara varmak istemiyorsun? Çünkü mutluluğa inanmıyorsun, kendine inanmıyorsun ve bütün çabal…"
"Bizim hayallerimiz vardı, içinde tek başına yaşadığımız. Bizim acılarımız vardı, kalbimizde tek başına çektiğimiz. Bizim ölümlerimiz vardı, tek başına ve yakışıklı. Hayallerimiz, acılarımız ve ölümümü…"
"Dünyanın bana acı çektirmeye, canımı yakmaya, beni aşağılamaya hakkıı olduğunu kabul etmiyorum; ve bu nedenle, onun beni ele geçirmesinden özenle kaçırdım."
"Bu yaşam bana bir işkence gibi görünüyor, bu, amaçsız çekiç sesleridir, yaşam boyu gürültü patırtıdır, fasılasız, sevinçsiz, kronik çalkantıdır."
"Başkaları için zor olanı yapmak kabiliyetli olmaktır; kabiliyetliler için imkânsız olanı yapmak da, dâhi olmaktır."
"Her şey geçiyor, her şey bıktırıyor, her şey kırıyor. Yaşayacağım birkaç bin gün ve perde inecek."
"Para sorunu böylece ahlaksal bir sorun, yaşamsal bir sorun, to be or not to be haline geliyor."
"Hiçbir şey bizim için değil ve bize ait değil. Güzel şeyler bize ancak bir süre için sunuluyorlar."
"Yarayı yeniden deşmek, ıstıraba yeni bir ıstırap eklemek neye yarar?"
"Yarım kalan her sevinç, sırtımıza saplanan bir bıçak gibidir."