Henri Barbusse

Henri Barbusse

1873 - 1935

Henri Barbusse (17 Mayıs 1873, Asnières-sur-Seine – 30 Ağustos 1935, Paris), Fransız romancı, gazeteci ve siyasal aktivisttir. Gençlik yıllarında gazetecilik ve edebiyatla ilgilenen Barbusse, I. Dünya Savaşı’nda cephede geçirdiği zamanın izlerini taşıyan Le Feu (1916) adlı romanıyla geniş bir okur kitlesi ve eleştirel ilgi kazandı; bu eser aynı yıl Prix Goncourt ile ödüllendirildi. Le Feu, savaşın gerçek yüzünü betimleyerek modern savaş romanının çarpıcı örneklerinden biri olarak kabul edilir ve Barbusse’un edebi ününü pekiştirdi. Savaş sonrası dönemde Barbusse, barışçılık ve sol siyasete yöneldi; 1919’da Clarté hareketinin çevresinde toplanan entelektüellerle ilişkili oldu ve daha sonra Fransız Komünist Partisi’ne yakın duruş sergiledi. Sovyetler Birliği’ni ziyaretleri ve sosyalist deneyime dair yazılarıyla dönemin sol entelektüel tartışmalarında etkin bir figür olarak yer aldı. Hem kurmacada hem de gazetecilik ve politik yazılarında toplumun adaletsizliklerini, savaşın yıkıcılığını ve kolektif dayanışmanın önemini işleyen Barbusse, 20. yüzyılın savaş karşıtı ve sol entelektüel geleneğinin önemli temsilcilerinden biri olarak anılmaktadır.

Sözler (36)

"Yalnızca kendi halkının davasını görebilen kişi kendi halkına da ihanet ediyor demektir. Zira bu halkın da diğerleriyle beraber karmakarışık bir halde içine düşeceği katliamları hazırlamış olmaktadır.…"

"Dünyanın bütün aşıkları birbirine benziyor. Tesadüfen vuruluyorlar birbirlerine. Birbirlerini görüyor ve yüzlerinin güzelliğine tutuluyorlar. Deliliğe eş, şiddetli bir sevgiyle aydınlatıyorlar birbirl…"

"Sahip olmadıkları şeyleri düşünenlere yazık! Haklılar ama fazla haklılar ve bir taraftan da doğal değiller. Sıradan insanlar, güçsüzler ve alçak gönüllüler onların olmayan şeylere karşı kayıtsız kalır…"

"Evinden gidersin ve her şey yıkıldı zannedersin, ama işler öyle değildir; sen bunu böyle zannederken herkes yeniden yaşayışını düzenler ve yavaş yavaş sen sanki yokmuşsun gibi olursun ve eskisi gibi m…"

"Beş yüz gündür, şu bulunduğumuz dünya köşesinde, bombardımanlar, tüfek ateşleri; sabahtan akşama, akşamdan sabaha kadar sürüp gidiyor, hiç dinmeden. Ebedi bir savaş alanına gömülüp kalmışız."

"İnsan duygularının en yüce olanı şefkattir; saygıyı, gerçekliği ve aydınlığı getirir insana. Anlamak, gerçeğe ulaşmak, yani sevmektir; sevmek demek, tanımak ve anlamaktır."

"Boşluk daima aramızda, zaman ise bir hastalık gibi bize bağlı. Ancak zaman boşluktan daha acımasız.Boşluğun içinde ölü bir şey var, zamanın içindeyse öldüren bir şey."

"Edebiyat tüm sanatların üzerinde yer alıyor. Yaratılan başyapıtların miktarı ne kadar çok olursa olsun müziğin armonisi bir kitabın kısık sesinin yerini asla tutamaz."

"Bu sessizlik, bu ortak cehalet, yeryüzündeki en acımasız şeyler. Artık sevmiyor olmak, nefret etmekten daha beter. Ölüm de acı çekmekten daha beter."

"Nerede olursa olsun, erkek ve kadın, birbirine zıt düşüyor. Erkek yüz kere sevebilirken, kadın çok sevip, çok unutma gücüne sahip."

"İnsan, tam anlamıyla hayatın içindeyken, onu görmez ve hakkında hiç bir şey bilmez; bir aşırı uçtan öbürüne körlemesine geçer."

"Gerçek; ölümü yok etmiyor, mesafeleri azaltmıyor, zamanı geciktirmiyor ama bize aslında ne olduğumuzu anlatıyor."

"Hayattan hiç bir beklentim yok: sadece ben varım, akşamın çıplak bıraktığı, bir çığlık gibi göğe yükselen ben."

"Kiliselerin içinde yarattığımız dışında bir cennet yok. Yaşama duyduğumuz öfke dışında bir cehennem yok."

"Sonra bakınız ne oldu, en fazla vatansever nutukları atanlar en evvel kaytarmanın yolunu buldular."

"Ben insanlardan nefret ediyorum. Onlardan iğreniyorum. Bütün insanlara bunu söyleyebilirsin."

"Benim talihsizliğim, taşıyabileceğimden çok daha büyük ve güçlü bir hayale sahip olmak."

"Karanlık çökünce bütün yorgunluklar gibi bütün umutlar da birbirine benziyor nedense."

"Hayatın gizemini çözüyorum ama dünyanın üzerinde kendimi kaybolmuş hissediyorum."

"Yalnızca kendi halkının davasını görebilen kişi kendi halkına da ihanet ediyor demektir."